Değişen Bölgesel Denklemde Irak ve Türkiye’nin Fırsatları

Ortadoğu’da son yıllarda yaşanan jeopolitik dönüşüm, bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendirirken Irak bu dönüşümün merkezinde yer alan ülkelerden biri haline gelmiştir. ABD’nin Irak’taki askeri rolünü kademeli olarak azaltması, İran’ın bölgesel nüfuzundaki değişimler, İsrail ve ABD ile İran arasındaki savaş ve Bağdat’ın bölgesel ekonomik entegrasyon projeleri Irak’ın stratejik önemini daha da artırmaktadır. 

Irak’ta 2003 sonrası siyasi sistemin etnik ve mezhepsel güç paylaşımı üzerine inşa edilmesi halihazırda ülkede uzun vadeli bir ulusal bütünleşmeyi engellemektedir. Şii siyasi blokların ağırlığına karşın Kürt gruplar arasındaki rekabet, Sünni siyasi hareketlerin parçalı yapısı ve Bağdat ile Erbil arasındaki kronik siyasi-ekonomik anlaşmazlıklar da ülkedeki parçalı yapıyı derinleştirmektedir.

ABD ile İran arasındaki rekabet ve çatışmalar ise Irak’ı hem askeri hem de siyasi düzlemde bir mücadele alanına dönüştürürken, bu durum, Irak’ın jeopolitik konumu kadar ülkedeki milis ağları, mezhepsel güç paylaşımı ve zayıf devlet kapasitesi ile de yakından ilişkilidir. ABD’nin sahadaki varlığı uzun yıllar bu milis grupların ülkedeki hareket alanını sınırlayıcı bir işlev görmüştür ancak Washington’un askeri rolünün azalması, Irak’taki güvenlik dengesini giderek daha fazla yerel ve bölgesel aktörlerin rekabetine açık hale getirmektedir. Bu da özellikle İran’a yakın milis yapıların siyasi ve askeri etkisini artırabilecek bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. 

İsrail ile ABD’nin 28 Şubat’ta İran’a saldırmasıyla başlayarak bölgeye yayılan savaş Irak’a da yansımıştır. İran destekli Iraklı milis gruplar, İran’a yönelik saldırıların ardından, Irak ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) ABD ve Batılı hedeflere yönelik tehditlerini artırarak saldırılar düzenlemektedir. Ülkenin kırılgan yapısına ek olarak milis grupların da savaşın parçası haline gelmesi, Irak’ı yeniden bir vekâlet savaşının merkezine sürükleyebilir. 

Öte yandan Irak’ın risklerine rağmen, Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti döneminde altyapı-ekonomik kalkınma planları ve bölgesel diplomasi girişimleri ile içeride bir istikrar yakalamaya başladığı ve dışarıda ise dengeli ilişkiler arayışında olduğu görülmektedir. Bu bağlamda, Irak’ta ABD ve İran etkisinin görece zayıfladığı veya yeniden dengelendiği bir senaryoda ortaya çıkabilecek güç boşluğu, Türkiye açısından hem önemli riskler hem de stratejik fırsatlar barındırmaktadır. Bir taraftan İran destekli milis ağlarının güç kazanması ve bölgesel çatışmaların Irak’a sıçraması gibi güvenlik riskleri söz konusu iken, diğer taraftan ekonomik projeler, güvenlik iş birlikleri ve diplomatik açılımlar üzerinden Ankara’nın Irak’taki nüfuzunu artırabileceği yeni bir alan da ortaya çıkmaktadır. 

📄
Politika notuna ulaşmak için PDF’ye tıklayın