“Terörsüz Türkiye” Politikası ve Ankara’nın Kürt Jeopolitiğindeki Nüfuzu

Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” politikası ülke içinde PKK’nın eylemlerini sonlandırma ve demokratik düzenlemelerle Kürtlerle bağın güçlendirilmesini amaçlarken, bölgesel olarak da komşu ülkelerdeki PKK uzantılarının Ankara karşıtı ittifaklara girişmesini engelleme ve Kürtler üzerinde Türkiye’nin nüfuzunu artırmayı hedeflemektedir.
2015’te sona eren “çözüm süreci” denemesinden farklı olarak devletin güçlü desteğiyle geliştirilen yeni süreç, Ankara’nın PKK’nın ülke içinde eylemselliğini büyük ölçüde sona erdirdiği ve dışarıda ise terörü yerinde yok etme politikasıyla önemli oranda sınırlandırdığı bir dönemde gerçekleşmektedir.
Bölgesel olarak ise İsrail’in 7 Ekim sonrası Ortadoğu’da saldırgan politikasıyla Suriye sınırına kadar ulaşan istikrarsızlaştırıcı nüfuzu, İran’da rejimin Tel Aviv-Washington saldırıları ve protestolarla sınanan durumu ve Irak’ta koalisyon güçlerinin çekilme olasılığının bu ülkelerde yaşayan Kürtler için yeni değişimlere kapı arayabileceği bir dönemde yaşanmaktadır.
Ankara’nın “Terörsüz Türkiye” politikası kapsamında “Terörsüz Bölge”yi de şart koşması ise Ortadoğu’nun içinden geçtiği belirsizlik ve riskli gelişmelere gebe dönemde ön alıcı bir hamle olarak okunabilir. Türkiye’nin içeride terör sorununu çözmekle kalmayıp, Kürt coğrafyasında da belirleyici bir aktör olmasına evrilecek kapsamlı süreç nihayete ermesi ya da başarısız olması halinde farklı senaryolar üretebilir.
Başta Suriye ve İsrail etkisi olmak üzere çeşitli sınamalara rağmen yavaşça ilerleyen sürecin olumsuz sonuçlanma riski, çatışma ortamına dönüş ve PKK’nın Ankara karşıtı kullanıldığı bir denklem dahil yeni ihtimalleri beraberinde getirebilir. Öte yandan, devam eden sürecin Ortadoğu’da Kürtler arası ilişkileri şimdiden yeniden düzenlediği, başarılı olması halinde ise Ankara’nın Kürt jeopolitiğinde Türkiye karşıtı denklemleri ekarte ederek, Kürt coğrafyasında oyun kurucu bir ana aktör konumuna gelmesi beklenebilir.

